Menu

hasuder

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜNDE ÇAĞRIMIZI YİNELİYORUZ.

Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddetten arınmak için görev ve sorumluluğu olanlara,  “Bir Arada Yaşadığımız Herkese” ÇAĞRIMIZDIR;

Çağlar boyu toplumsal sorun olan Şiddet, her birey için istenmeyen bir duruma maruz kalmak olarak tanımlanmaktadır. Temel nedeni “toplumsal cinsiyet eşitsizliği/ cinsiyetler arası güç dengesizliği” olarak açıklanabilecek “Kadına Yönelik Şiddet ”, ne yazık ki günümüzde Türkiye’de de, “en yaygın insan hakkı ihlali” olarak süregelmektedir.

Türkiye’de, insan haklarının her iki cinsiyet tarafından eşit kullanımı için Cumhuriyet öncesinden beri,  pek çok alanda kadın erkek eşitliğini sağlamak amacıyla çaba sarfedilmekte, ancak  kadınlar sıklıkla, her tür hak ihlaline uğramaktadırlar. 

 

“Kadına Yönelik Şiddet”in temel nedeni olarak belirlenmiş “toplumsal cinsiyet eşitsizliği”  ölçütlerine göre Türkiye, değerlendirme yapılan 142 ülke arasında 125. sıradadır. Kadınların siyasal alanda temsiliyeti, eğitimi ve işgücüne katılımını da dikkate alan bu değerlendirilmede nüfusun yarısını oluşturan kadınların parlamentoda temsilinin azlığı(%14.7) ve kadınların eğitim hakkına ulaşma ve çalışma yaşamına katılmalarındaki sınırlılıklar özellikle belirleyici olmuştur. 2015 yılında okul yaşında olan 46 bin kız çocuğunun okula gönderilmediği ya da okuldan alındığı bilinmektedir. Hemen her toplumda, kadınlar eğitim düzeyi yükseldikçe şiddetle daha az karşılaşmaktadır.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından 2014 yılında yapılan ”Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet Araştırması”nın sonuçlarına göre: Türkiye’de her 100 kadından 36’sı yaşamın herhangi bir döneminde bedenlerine yapılan doğrudan bir saldırı ile fiziksel şiddet görmüş, daha fazlası (%44) sözle baskılanıp küçümsenerek, duygusal şiddet ve istismara uğramıştır. Cinsellikle ilgili (%12) şiddet görenlerin tümü, fiziksel şiddete uğrayan kadınlar arasındadır. Her zaman saygı duyulması gereken kadınlar, gebelik döneminde bile şiddete uğramıştır (%8). Şiddet sonucu yaralanma (%26), yaşamına son vermeyi düşünme (%33) ve buna teşebbüs (%15) sık görülen olaylardır. Kadına yönelik başka bir tür şiddet ise çalışmasına engel olma ya da işten ayrılmasına neden olmadır. Her dört kadından biri de bu etki ile karşılaşmıştır (%24).

Fiziksel ya da cinsel şiddetin bölgelere göre sıklığı bazı farklılıklar gösterse de araştırma bulguları, şiddet olayı kadınlar arasında, Türkiye’nin bütün bölgelerinde, yaygın olarak yaşanmıştır. Kadınlar şiddete uğradıklarında hiçbir resmi kurum/kuruluşa başvurmamakta (%87),  iki kadından biri bunu kimseye de anlatmamaktadır (%44).

Belki de en önemli bulgu şiddete uğrayan kadınların, şiddet vakasında ne yapmaları gerektiği bir tarafa, vatandaş olarak genelde sahip oldukları haklar konusunda bile bilgisiz olmalarıdır.  

Dünyada, kadına yönelik şiddetin giderilmesi için sarf edilen çabalar, 1980’lerde ivme kazanmıştır. Ülkemizde 1990 yılında kurulmuş olan “Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü” konuyu sahiplenerek, önemli adımların atılmasında öncü olmuştur. Sivil Toplum Kuruluşlarının çabaları ile, olayın önlenebilmesi için mevzuatın geliştirilmesi için çalışılmış, yapılan güçlü savunuculuk faaliyetleri ile toplumsal farkındalığın, bireysel ve kurumsal duyarlılıkların artırılması amaçlanmıştır. Kadına Yönelik Şiddet ile mücadelede, sürekli güncellenen Ulusal Eylem Planları bu sayede hazırlanmıştır. HASUDER üyeleri bu çabalarda önemli işlevler üstlenmişlerdir.

Ancak, görünen o ki; şiddet sürmektedir. HASUDER olarak, “bu insanlık ayıbı” ile sözde değil, gerçek anlamda mücadele için, her düzey Kamu Görevlileri / Sorumluları ile çabalarını gönüllülükle yerine getiren Sivil Toplum Kuruluşlarını aşağıda sıraladığımız “eylemler” için GECİKMEDEN el ele vererek harekete geçmeye davet ediyoruz:

ü  Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele gerçek anlamda uygulamalara yansımayan “sözde” ya da “yazıda”  kalan vaatler, yalnızca iyi niyetlerle alınan kararlarla başarılamaz.  Yapılması gereken, öncelikle, ülkede kadın- erkek eşitsizlik uçurumunu ortadan kaldırmak için geçerli olacak bir “politik irade”nin gerçek anlamda ortaya konulması, öngörülen planların uygulanmasıdır.

ü  Türkiye’de ilgili konuda yapılması öngörülen pek çok eylem belirlenmiştir. Bu eylemlerden yapılanlar ve yapılmayanlar ya da yapılamayanlar iller düzeyinde izlenip değerlendirilmelidir. Valilikler düzeyinde kurulan “İl Kadın-Erkek Eşitliği  Koordinasyon Kurulları” etkinlikleri düzenli olarak izlenerek, elde edilen sonuçları iller bazında ve ulusal düzeyde kamuoyu ile paylaşılmalıdır.

ü  Türkiye’de konu bağlamında çıkarılmış olan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Yasa; bu mücadelede devletin yükümlülüğünü artıran ve önleyici programları da devletin sorumluluğuna veren Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ne (İstanbul Sözleşmesi) göre uyarlanmalı ve her iki yasanın da uygulamalara eksiksiz yansıması için “devlet güvencesi sağlanmalıdır”

 

ü  Kız çocuklarından başlanarak tüm kadınları kapsayacak şekilde, kadınların Cumhuriyet döneminde elde ettikleri hiçbir hakkının geri gitmesine, göz ardı edilmesine yol açacak girişimler onaylanmamalıdır. “Erken yaşta evlilik riski”ni körükleyen ilköğrenimin “kesintili” olarak uygulaması acilen vazgeçilmesi gereken bir örnektir.

ü  Son yıllarda Türkiye’de kadın cinayetlerinde dikkat çeken, kadınların sıklıkla “resmen boşandıkları eşleri” tarafından, daha önce tehdit de edilerek, öldürülmesidir. Kadına yönelik şiddeti engellemenin yollarından biri bu olguların izlenmesi için, gerçekçi olarak korunabilecekleri yeterli bir yapının oluşturulmasıdır. 

ü  Kadına yönelik şiddet olgularının yetkililere bildirilmesi toplumumuzda önemli bir sorumluluk olarak algılanmalıdır. Bununla birlikte, sağlık çalışanları, hukuk mensupları ve kolluk kuvvetleri için konuyla ilgili duyarlılığın geliştirilmesinden, bildirim yapılan olgular için hangi tutumlarla ne gibi işlemler yapılacağına kadar her detayın yer alacağı eğitim programlarının düzenlenip uygulanması gerekmektedir.  HASUDER, bu konuda çalışanların yararlanacağı eğitim ve hizmet sunumunu kolaylaştırmak için birikimini artırmaktadır.

ü  Uzun vadede anne babaların cinsiyet ayrımcılığı yapmadan çocuk yetiştirebilmeleri ve kadın-erkek her yaşta-bir arada, şiddet kullanmadan,  etkili iletişim içinde yaşayabilmek için toplumda değişimin nasıl sağlanabileceği konusunda bilinçlenmek için ilgili uzmanlık alanlarına önemli sorumluluklar düşmektedir.   

ü  Yukarıda sıralanan önerilerin,  eylemlerde eş zamanlı ve sektörler arası işbirliği ile eşgüdümlü olarak mücadele mekanizmalarının harekete geçirilmesi ile, adeta bir seferberlik içinde gerçekleştirilmesi mücadele için ön koşuldur.  Bu mücadelede temel unsur olarak kadını merkeze alan, ancak erkek katılımı ile sağlanan ve toplumun genelini içine alan bir yaklaşım temel olmalıdır. 

Bizler Halk Sağlığı Uzmanları Derneği olarak, bu eylemleri desteklemek için işbirliğine hazır olduğumuzu ilgililere sunarak, Türkiye’de başta politik iradeyi temsil edenler olmak üzere herkesi, her disiplini, her sektörü, “bu alanda gecikmeden eyleme geçmeye davet ediyoruz” . 

HASUDER YK

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Paydaşlarımız

Kongre-Sempozyum

Go to top